1/4/2008 · Kategori: DENIZA LTI
|
HAYIR HAYIR HAYIR!!! |
******>******> |
|
Afrika'da kabilenin tekinde bir genç kabilenin büyücüsüne gider,derki Ben evlenemiyorum teşkilatın uzunluğundan dolayı"" heyecan içinde sahil kenarına gideceksin deniz kızı gelecek ona evlenme teklif edeceksin ve o her hayır deyişinde teşkilatın 10 cm kısalacak.."" sahile akşam olmaz bir türlü, derken hava kararmasına yakın deniz kızı görünür uzaktan gelir kumlara uzanır bizimki gider yanına nefes nefese benimle evlenirmisin?"" genci süzer ve: Hayır 10 cm kısalmış Yaşasın"" 10 cm daha kısalmış Tamam""der bizim ki ideal boyutlarda olacak"" hayır hayır hayır..""
|
4/3/2008 · Kategori: DENIZA LTI

Anne Ördek sabırla yumurtalarının kırılmasını bekliyordu. Vakit tamamlanınca ördek yavruları yumurtalarından çıkmaya başladılar. Fakat en son ve en büyük yumurta bir türlü kırılmıyordu. Sonunda yumurtanın beyaz kabuğu çatladı. Diğerlerinden daha gri ve farklı olan ördek yavrusunun küçük kafası göründü. Anne ördek yeni doğan yavruya bakarak ; “Umarım değişir..” dedi şefkatle. Zaman ilerliyordu ama ördek yavrusunun rengi hala griydi. Kümesin bütün hayvanları onunla alay ediyorlar, ona “çirkin ördek yavrusu” diye sesleniyorlardı.
Zavallı yavru o kadar mutsuzdu ki sonunda uzaklara gitmeye karar verdi. Gün boyunca yürüdü gece olunca ise çok yorulmuştu. Mola verdi. Bir yanda açlık, bir yanda korku…Ama yapabileceği hiç bir şey olmadığından derin bir uykuya dalmakta gecikmedi.
Ertesi sabah su sesleriyle gözlerini açtı. Geceyi yaban ördeklerinin çılgınca eğlendiği küçük bir göl kıyısında geçirdiğini anladı. Bu gürültücü arkadaşlarına kendini tanıtmaya hazırlanıyordu. Birden bir tüfek sesi ile irkildi. hiç zaman kaybetmeden oradan uzaklaştı. Çok geçmemişti ki küçük ördek kendini bir çiftlikte buldu. Çiftliğin sahibi yaşlı kadın onu doyurdu. Ateşin yanında uyumasına izin verdi. Fakat yavru ördek bir göl bulabilme umuduyla oradan da uzaklaştı.
Günlerce bir göl bulabilmek için rasgele yoluna devam etti. Sonunda bir göl kıyısına ulaştı. Bu arada yalnız başına yaşamayı öğreniyordu. Bu göl kıyısında yavru ördek gün geçtikçe büyüyordu. Kendisi farkında olmadan görüntüsü değişiyordu. Geçen kuğuları gördükçe onların asil duruşları ve güzel görünüşlerinden dolayı iç çekiyordu.
İlkbaharda bir kuğu sürüsü gölün kıyısına yuva yapmaya geldi. Çirkin ördek yavrusuyla tanışmak için yaklaştılar. Fakat kendisini bu zarif kuşlarla arkadaşlık etmek için çok çirkin ve kaba buluyordu.Birden bire suda aksini gördü. O da ne!…
Kendisini güzel bir kuğuya dönüşmüş olduğunu fark etti. Kuğu sürüsüne katıldı ve ömür boyu mutlu oldu.

4/3/2008 · Kategori: DENIZA LTI
HUZUN GOZLU DENIZ KIZI

Ayrılık acısıyla ağlardı
hüznün içinde yüzen
deniz kızı her gece…
Tahammül edilmez
bir yokluktu
avuçlarındaki titreme.
Hasretli gözyaşlarıyla
engin denizlere
açılırdı gerçeklere
meydan okuyarak.
Cesur yüreği ile
kucaklardı denizin
hırçın dalgalarını.
Bakışları; suskun
bir güz güneşi, her
gülümseyişi; bin yıllık figan
olurdu yıldızsız gecelerde,
vuslatı bekleyen
yüreği biçare… 
Ayazda kalmış
gözbebekleri
titrer nemli nemli.
Geceye uzattığı
saçlarına göz kırpar
yıldızlar. Hüzün gözlü
deniz kızı gözleri
okyanus,gönlü
mert bir adamı sever ay
ışığında, kırılgan yüreğini
şarkılara dayar. Bir yokluktur
dudaklarını ıslatan, karanlığı
kaplayan düşleri yazılmamış
destandır ufuklarda. 
Sebepsiz değildir hüzünleri…
Sevdiğinin adını nakşettiği
kanamalı yüreğine gül
yüzlü Ay yarenlik eder.
Yıldızlar gözünden kıskanırken
güzelliğini, şarkılarda Ay düşer
denize. Gece sukut edince;
uzun saçlarına bir hilal
ilişir usulca. Istıraba
gark olmuş gönlünün
sırrını paylaşır hilalle…
Yüreğindeki ateş yaşam
sebebidir hüzün gözlü
deniz kızının ve O’nsuz
her lahza ölüm sebebidir. 
Sözler yaralar yüreği, kanayan
yarınlarını düşlere sarar deniz kızı.
Denize akseden yakamozlara
gitmelerin uzağında kalmayı
haykırır… Kayan her yıldızda
kavuşmalara yakın düşmeyi diler.
Can-ı ve gönlü ile sever
ölümüne… Yürek kanamaları
denize karışır şiirce. 
Darmadağın olmuş düşlerinde
hazin bir yanılgı olsa da dertleşir
yalnızlığı ile gecenin sonsuzluğu içinde… “Vedalar hep zordur” der yalnızlık. Sevdanın mağlup suretini çiviler hüzün gözlerine. Talihsiz bir yazgıdır kader; sanır ki kalp kalbe karşıdır. Her bir bahane kandırır düşlerini, dalgalı gecelerde yolculuk eder dudağında buruk bir gülümsemeyle. Ateşe verdiği yürek yangını izlerken uzaktan, yokluğun gölgesinde yaşatır sevdasını gönlü mert deniz kızı.
Gözlerini sımsıkı bağlar özlem, hasret yüreğini dağlar. Gözyaşına gömerken yüreğini hem uzak hem yakın olan bir sevdanın suretidir kıyıya vuran.
“Kaçmak çözüm müdür ?” der yalnızlık.
Bir sonbahar edasıyla başını önüne eğer “evet” anlamında sukut eder deniz kızı.
“Öyleyse tut elimi” der efkar dolu gönlüyle sadık dostu.
Ucu yanmış yüreğine özlemleri katarak verir elini yalnızlığa. Sitemsiz çözer yüreğinin kelepçelerini, dizlerinde uyutur ziyan edilmiş gençliğini. Yanağından süzülürken kanlı yaşlar, saçlarına kırmızı bir gül takar rüzgar. Koynuna bir mor menekşe bırakır usulca sevdiğinden yadigar. Ve bahtında bir papatya falıdır sevmeler ki yokluğa aşinadır yüreği…
Yalnızlık ve deniz kızı…
Yapayalnız bir kumsala giderler birlikte… Hırçın dalgalar yoktur artık, yakamozlar denize akseden yıldızlar kadar uzaktır. Tüm mutlulukların uzağındadır deniz kızı, terkedilmiş boş bir hayatı seçerken hasretin gülleri açar avuçlarında. 
Tadılmayan bir sevdayı saklarken gözyaşına

Bir şiir daha ekler umuduna.
Payına düşen yalnızlıkla;
Yokluğa alışan, hüsrana karışan,
Bahar çiçekleriyle bezenmiş gamzeleriyle
Çöllere sürgün bir deniz kızıdır sevda.
Düşlerinde gökyüzü mavidir,
Oysa her dem’den uzak yalnızlık, simsiyah. 
3/3/2008 · Kategori: DENIZA LTI

KUCUK DENIZ KIZI
Bir zamanlar altı güzel kızı olan bir kral varmış. Ama bu kral insanların kralı değilmiş. Ülkesi dalgaların altında balıkların değerli taşlar gibi parıldadığı bir ülkeymiş. Genç prenseslerin anneleri çoktan ölmüş ve onları büyükanneleri büyütmüş. İçlerinde en güzelleri en küçük olanıymış. Saçları altın bukleler halinde omuzlarına dökülüyormuş. Kızlar büyükannelerinin anlattığı yeryüzüyle ilgili masalları çok seviyorlarmış. Bu masallarda bacak adlı iki şeyin üzerinde yürüyen garip insanlar varmış. Küçük denizkızı da bu anlatılanları görmek istiyormuş. “Onbeş yaşını beklemen gerekir,” demiş büyükanneleri. “O zaman gidip görebilirsin.”

En büyük denizkızı yaşı geldiğinde yüzeye çıkmış ve gördüğü ilginç şeyleri kardeşlerine anlatmış. Yıllar geçmiş ve sonunda küçük denizkızının da yüzeye, insanların dünyasına çıkabileceği gün gelmiş. Şimdiye kadar hep merak ettiği dünyayı artık kendi gözleriyle görebilecekmiş. Yüzeye doğru yüzerken güneş batıyormuş. Yakınlarda bir gemi demir atmış. Küçük denizkızı yüzeye çıktığında güvertedeki yakışıklı prensi görmüş. Prens kendisini birisinin gözlediğini de, prensesin ondan gözlerini ayıramadığını da bilmiyormuş tabii. Birden hava kararmış, gemi çıkan fırtınayla
sallanmaya başlamış. Çok geçmeden yelkenleri parçalanmış, direği kırılmış ve gemi sulara gömülmüş. Küçük denizkızı sularda çırpınan prensi son anda görüp kurtarmış. Onu kucaklayıp kıyıya götürmüş ve sahile bırakmış. Sabah olduğunda prens hala yattığı yerde uyuyor, denizkızı da başucunda onu bekliyormuş. Az sonra birkaç kız koşarak gelmiş. Prens gözlerini açmış ve kalkıp yürümüş. Küçük denizkızı oracıkta üzüntüsüyle baş başa kalmış.

O günden sonra küçük denizkızı prensi görebilmek umuduyla birçok kez yüzeye çıkmış. Artık dayanamıyormuş. Su cadısına gidip akıl almaya karar vermiş. Cadı onu görünce bir kahkaha atmış: “Niçin geldiğini biliyorum denizkızı,” demiş. “İnsana dönüşüp karaya çıkmak istiyorsun. Böylece prensle daha yakın olacağını düşünüyorsun. Ama bunun bir bedeli var, biliyor musun? “Bilmiyordum,” demiş küçük denizkızı, “ama insan olabilmek için neyse öderim.” “Sesini istiyorum,” demiş cadı, “şu şarkılar söyleyen güzel sesini. Bana sesini verirsen ben de seni iki ayaklı güzel bir genç kıza çeviririm. Ama unutma, prens seni bütün kalbiyle sevmeli ve evlenmeli. Yoksa bir deniz köpüğüne dönüşüp sonsuza dek yok olursun.” ” Çabuk,” demiş küçük denizkızı. “Ben kararımı çoktan verdim zaten.” Bunun üzerine su cadısı küçük denizkızına içmesi için büyülü bir ilaç vermiş. Küçük denizkızı prensin karşısına dikildiği an prens bu hiç konuşmayan kızdan çok hoşlanmış ve onsuz yapamayacağına karar vermiş. Küçük denizkızı da prensi her geçen gün daha çok sevmiş, ama prens ona bir türlü evlenme teklif etmiyormuş. Prensin annesi ve babası, kendine eş bulması için baskı yapıyorlarmış. Prens sonunda yakındaki bir ülkenin prensesiyle tanışmaya karar vermiş. Yanında küçük denizkızını da götürmüş.
Zavallı kız çok acı çekiyormuş. Prens komşu ülkeye gidip prensesle karşılaşınca aklı başından gitmiş ve hemen evlenmek istemiş. Düğünleri
muhteşem olmuş. Her yer çiçek, ipek ve mücevherle kaplıymış. Mutlu çifti görmeye gelen herkes coşku içindeymiş. Yalnızca küçük denizkızı sessizmiş. Gözyaşları sessizce
süzülüyormuş yanaklarından. O gece küçük
denizkızı güvertede dikilmiş karanlık sulara bakıyormuş. Gün doğarken bir deniz köpüğü olup o sulara karışacakmış. Birden suların dibinden denizkızının kardeşleri çıkmışlar. Saçları kısa kısa kesilmiş. “Saçlarımızı su cadısına verdik, karşılığında da bu bıçağı aldık. Eğer bu gece bu bıçağı prensin kalbine saplarsan büyü bozulacak.” Küçük denizkızı bıçağı almış ama prense asla zarar veremeyeceğini biliyormuş. Güneş
doğduğunda kendini ağlayarak denize atmış. Ama denize düşmemiş. Kendini havada uçarken bulmuş. Çevresinde altın renkli ışıklar dans ediyormuş. “Biz havanın kızlarıyız ” demişler. “Artık bizimle mutlu olursun.” Küçük denizkızı gökyüzüne doğru yükselirken aşağıya, prensin gemisine bakmış ve gülümsemiş.

3/3/2008 · Kategori: SUNGER BOB
« Önceki ::
******>******>


